small product photosmall product photosmall product photosmall product photosmall product photosmall product photosmall product photo

small product photosmall product photosmall product photosmall product photosmall product photo

MİLLİYET
07 Mart 2004 Pazar 


Gönen Oya Pazarı'nı gördünüz mü?


Ünlü hikâyecimiz Ömer Seyfettin'in memleketi Gönen'de bir Oya Pazarı var, görmeye değer. Tütüncü kadınlar, oyacı olmuşlar. Sabah erken saatlerde yola düşerek pazara geliyorlar. Nereden baksan bin oyacı kadın! Ben kendimi bu işlerden anlar bilirdim, böylesini görmedim. Romanlardan, hikâyelerden fırlamış, sisin, gecenin içinden süzülmüş, masaldan çıkmış gibi duruyorlar. Oyaları, nasıl desem, çok güzel. Göz nuru dedikleri bu olsa gerek!

BÜLENT YARDIMCI

Ünlü hikâyecimiz Ömer Seyfettin, 'Ben Gönen'de doğdum' diye başlar Ant hikâyesine. Bunu 1957 - 1958 yıllarında Bursa Osmangazi Ortaokulu'nda okuduğum Türkçe ders kitabından biliyorum.
Balıkesir'e bağlı Gönen'in kaplıcalarının, baldo pirinci ile peynirinin meşhur olduğunu ve de Gönen'de ilginç bir oya pazarı bulunduğunu da biliyordum ama yazmayı düşünmüyordum. Çünkü, sırada yazmak istediğim, bence çok daha önemli konular vardı. Ama dostum Cevdet Arınık, her aradığında 'Bizim oya pazarını ve kaplıcaları görmeli ve mutlaka yazmalısın' diye ısrar ediyordu. 
En son aradığında, 'Cevdet Bey, şimdi kış. Oya pazarında kimse olmaz. Havalar ısınsın gelirim' diye atlatmak istedim. Ama o, 'Kar yağarken bile Gönenli hanımlar oya pazarını doldurur. Belediye başkanımız da bekliyor, sen gel hele, pişman olmazsın' diye ısrar edince kalkıp gittim. 

İğne oyası tütünü kovmuş
Pazartesi akşamı Gönen'in ünlü kaplıcası Yıldız Otel'de Belediye Meclis Üyesi Cevdet Arınık tatlı tatlı anlattı. Yıllar önce Gönen Ovası'nda tütün ekilirmiş. Babaannem de Bursa Fodra köyünde tütüncü idi. Oradan bilirim. Tütün işi çok zahmetlidir. Sabah gün ağarmadan tarlaya gidip tütün kırarsın. Tütün eken köylü 12 ay çalışır. Tütünün yükünü en çok kadınlar çeker. 
Fakat oya işi Gönenli kadınları tütün tarlasından kurtarmış. Oya satışından tütün kadar para gelmeye başlayınca tütüncülük bitmiş. Şimdi Gönenli kadınlar, kızlar tarlaya gitmeyip, sabah evin işini bitirince tığını, iğnesini eline alıp oya yapıyorlarmış. Cevdet Arınık, 'Bazı köylerde oya yapan erkekler bile var' diyor.
Ertesi gün salı sabahı 08.00'de meşhur Oya Pazarı'na gidince şaşırdım. Olacak şey değil, yüzlerce kadın ellerinde işleri, müşteri bekliyorlar. Genç, yaşlı, kentli, köylü yüzlerce kadın... Bağırıp çağırmadan ayakta sessizce bekleşiyorlar.
Ben ki, çarşı - pazar- panayır uzmanı geçinirim. Ben ki Ahmet İsvan'ın başkan olduğu yıllarda, İstanbul Belediyesi'nin Dünya Bankası'ndan kredi alabilmesi için Kadıköy Salı Pazarı, Beşiktaş Pazarı, Fatih Çarşamba Pazarı için araştırma yapmış biriyim.. Gönen Oya Pazarı gibisini ne gördüm, ne de duydum.. Bana eşlik eden Gönen Belediye Başkanı Hayati Köse ile Cevdet Arınık şaşkınlığımı farketmişler bıyık altından gülüyorlardı. 'Kaç kadın var' diye sordum, 'En az bin kadın' dediler.
Neler yoktu neler... Başörtüsü kenarına dikilecek oyalardan nakışlı yün çoraplara, fiskos sehpa örtüsünden 12 kişilik masa örtüsüne kadar çeşit çeşit, renk renk oyalar, danteller ortalıkta uçuşuyordu. Şıkır şıkır bir şey gördüm. 'Bu nedir' diye sorduğum kadın cahilliğime gülerek cevap verdi:
'Şakira etekliği, kızlar, düğünlerde bunu beline takarak oynar.'

Hakikaten göz nuru
Oya Pazarı'nın nasıl oluştuğunu, ortaya çıktığını kimse bilmiyor. Rivayet şöyle: 1960'lı yıllarda roman kadınları evlerden topladıkları oyaları Salı günleri açılan Gönen Pazarı'nda satmaya başlamışlar. Kaplıcalara gelen banyocular da bu oyalara müşteri olmuş. İş büyüyünce Gönenli hanımlar, yaptıkları işleri romanlara vermeyip ufak ufak pazarda kendileri satmaya başlamışlar. 
Önceleri korka korka pazara çıkan kadınlar, daha sonraları korkularını yenip pazara el koymuşlar. Böylece ortaya, dünyada benzeri olmayan dev bir oya pazarı çıkmış. Bir zamanlar çeyiz sandığına koymak için, el emeği ile göz nuru dökerek yapılan oyalar, danteller önemli bir gelir kaynağı olmuş. Kadınların iğne ve tığ oyalarını sattıkları Oya Pazarı'nın ünü ve kapsama alanı çoktan Gönen sınırlarını aşmış. Şimdi yalnız Gönen'de oturan kadınlar değil Gönen köylerinden gelen kadınlar da yaptıkları işleri bu pazarda satıyorlar. 
Oya Pazarı'nda işler o kadar büyümüş ki bu işi yapan toptancılar oluşmuş. Gönen'in oya esnafı salı günleri pazara gelen kadınlardan topladıkları oyaları dükkanlarında toptan ya da perakende olarak satıyorlar. Gönen'in ünlü kaplıcalarında tedavi olmaya gelen banyocuların desteği ile ticari bir mal olan Gönen oyaları, bugün tüm yurtta hatta yurtdışında satılıyor. Kaplıcalarda tedavi olmaya gelen Avrupalılar, kucak dolusu oya alıyorlar Yunanistan'dan, Makendonya'dan, Bulgaristan'dan gelen turistik eşya tacirleri, ülkelerinde turistlere satmak amacıyla torbalar dolusu oya alıp götürüyorlar. 


Kozaklık, oya müzesi olmalı
'Kozaklık da ne?' diye sorarsanız şöyle anlatayım. 10 - 15 yıl öncesine kadar ülkemizde güçlü bir ipek sanayii vardı. Çanakkale'den Bilecik'e kadar olan yörede yetiştirilen ipekböcekleri, koza yapmadan önce dut yaprakları ile beslenirdi. Üreticiden satın alınan ipek kozalarının fabrikada işlenene kadar saklanıp korunduğu özel depolara da 'Kozaklık' denirdi. 
Türk ipeği, Çin ipeği ile rekabet edemeyince ülkemizde ipekböceği yetiştirenler yok denecek kadar azaldı. Merkezi Bursa'da olan Kozabirlik Kooperatifi, 1944 yılında Gönen'de bir kozaklık inşa etmiş. Üç dönüm bahçe içinde üç katlı, kâgir muhteşem bir bina boş duruyor. En üst katı oya kooperatifinin idare merkezi, ikinci katı oya ve bindallı müzesi, giriş katı ve bahçesi ise oya satış yeri olarak kullanılabilir. 
Beni Gönen'de gezdiren Cevdek Arınık, "8 yıl önce belediye bu binayı satın alıyordu. Ama belediye meclisi istemedi. Şimdi istimlak etme yoluyla almaya çalışıyoruz" diye hayıflanarak anlattı. 
'Aman' dedim, "Elinizi çabuk tutun. Şu anda sapasağlam ama 3 - 5 yıl sonra çürür yazık olur. Burası mutlaka müze ve oya satış yeri olmalı. Gönen oyasına beton pazar yeri değil, böyle bir yapı yakışır."


Gönen'in eti, sütü farklıdır
Yeşil Gönen'in baldo pirinci, eti, sütü, yoğurdu, patlıcanı, kaplıcaları meşhurdur. Gönen'de 2 bin 500 ev kaplıca suyu ile ısınır. Başka yerlerin baldo pirinci 2 milyon lira iken, İstanbul marketleri Gönen Baldo pirinci 2 milyon 100 bin liradan satarlar. Başka yerlerin eti toptan 8.5 milyon lira iken İstanbul kasapları, Gönen etine 8 milyon 700 bin lira öderler. Türkiye'nin en kaliteli sütü Gönen ve çevresindedir. 
Gönen'de irili ufaklı pek çok süt - peynir işletmesinden biri de Tek Süt. Recep Arınık'ın 1954 - 55 yıllarında kurduğu Tek Süt, bugün 100 ton /gün kapasitesiyle ulusal bir marka olmayı başarmış, okyanusu aşıp ABD pazarına girmiş.
Krem peyniriyle Türkiye'de pazar lideri olan firmanın bugünkü yöneticisi Cevdet Arınık, ABD başarısını şöyle anlatıyor:
"Yedi yıl önce bir ton peynirle ABD'ye deneme satışı yaptık. Peynirimiz çok beğenildi. Yedi yıl sabırla çalıştık, fuarlara katıldık, gazetelere ilanlar verdik, özel ambalajlar yaptık. Geçen yıl ihracatımız 200 tona ulaştı. Beyaz, kaşar, örgü, dil her türlü peynirimiz ABD pazarında beğeniliyor. Çünkü Türkiye'de en kaliteli süt Gönen'den çıkar. Gönen sütünden aldığımız güçle ABD pazarında büyüyeceğiz."
HABER LİNKİ
http://www.milliyet.com.tr/2004/03/07/business/bus10.html
AKSİYON DERGİSİ
| Tuba Özden - Sayı: 510 - 13.09.2004 
İğne ile kuyu kazıyorlar 



Gönen'de genç-yaşlı herkesin elinde bir iğne oyası var. Çeşit çeşit desenlerin kafa yorularak üretildiği ilçede oyalar, bir hobi olmaktan çok geçim kaynağına dönüşmüş. Gönen Belediyesi düzenlediği "İğne oyası festivali" ile oyaların dünya pazarına tanıtılmasını hedefliyor. 


--------------------------------------------------------------------------------

Her kızın rüyalarını süsler içi dolu bir çeyiz sandığı... Ceviz ağacından yapılmış sandığın içinde enva-i çeşit eşya yer alır. Bunların arasında genç kızların en gözdesi ise şüphesiz iğne oyalarıdır. El emeği ve göz nuru ile desen desen işlenir oyalar. İğne ile iplik parmaklarda buluşur, ipe atılan düğümlerle ortaya çıkar iğne oyaları... İnce bir iştir hasılı. Sabır gerektiren zor ve meşakkatli bir ameliyedir de aynı zamanda...

Balıkesir'in Gönen ilçesi, bu zor işi kolaya çevirmiş bir ilçemiz. Öyle ki iğne oyası bu şirin Ege ilçesinin bir simgesi haline gelmiş adeta. Her düğümde yaşanılan bir an'ın işlendiği oyalara, heyecanlar, hüzünler, sıkıntılar, tasalar hatta yapılan dedikodular sinmiş. Sinmiş de, yaşanan an kadar farklı farklı desenler çıkmış ortaya. 7'den 77'ye herkesin elinde Gönenli olmanın bir nişanı gibi duruyor çeşit çeşit, desen desen oyalar... Sonra da pazarda alıcıları ile buluşuyor. Gönen halkı, semt pazarları ve festival etkinlikleri ile yetinmeyip, ulusal arenaya çıkış yollarını arıyor. Belediye'nin düzenlediği "I. Ulusal Oya ve Çeyiz Fuarı" bu yolda atılan ilk adım.

Her oyanın deseni kendine özgü 

Halkın büyük bölümü göçmen... Balkanlar'dan gelen farklı kültürlerin ortaya koyduğu sentez sonucu iğne oyaları bu topraklarda can bulmuş. Şehir merkezinde ve köylerde yaşayan her yaştan insan, zihinlerinde oluşturdukları şekilleri tasarlayarak, tamamen kendilerine özgü desenleri ortaya çıkarıyor. Ellerinde vücut bulan bu eserlerle kimi okul harçlığını çıkarıyor, kimi evini geçindiriyor, kimi de ilaç parası kazanıyor. Kışın üretip oya stok eden halk, yaz geldiğinde ellerindeki malları toptan satmanın derdine düşüyor. Gönenli kadınlar, normal ev işlerinin dışındaki tüm zamanlarını iğne oyası yaparak geçiriyor.

Geçmişi hangi tarihlere dayandığı bilinmeyen bu gelenek belki de asırlardır devam ediyor Gönen'de. Şimdiki nineler, annelerinin dahi kendilerini bildi bileli Gönen'de oya yapıldığını söylediklerine şahit olmuş. İlçenin neresine gidilirse gidilsin, her yaştan insanın elinde iğne iplik görmek mümkün.

Oya ile birlikte örülen yaşamlar

Bunlar arasında 7 yaşındaki çocuklar da var 70-80 yaşındaki nineler de... Hepsi aynı ipin ucundan tutmuş, ellerindeki oyalarla beraber yaşamlarını da örüyor sanki. Yaptıkları oya desenlerinin her birinin bir adı var; her köyün de kendine ait uzmanlaştığı bir desen çeşidi. Gündoğan köyü sadece çember (tülbent) kenarına oya yaparken, Hasanbey köyünde yaşayanlar açma denilen fiskos, sehpa örtüsü gibi örtüleri yapıyor. Ortaya çıkan desenlerin büyük bir bölümü göç edilen yerlerin kültürünü yansıtıyor.

Halk, oyalarını daha çok ilçedeki oya pazarında satıyor. Her salı, gün doğmadan yollara düşen oyacılar, pazarda akşama kadar müşterilere oyalarını satıyor. Kimi sadece pazarla yetinmeyip kendi piyasasını bile oluşturmuş. İstanbul, Ankara gibi şehirlerde kendilerinden sürekli oya alabilecek müşteriler bulanlar, belli dönemlerde ellerindeki oyaları toptan satıyor. Hasanbey köyünde yaşayan Hüsniye Doğan bunlardan biri.

Hüsniye Teyze, iğne oyasını küçük yaşlarda büyüklerinden öğrenmiş. Pazarda gördüğü ve elindeki oyaları şehir dışına pazarlayan bir kadın, başta çok ilgisini çekmiş ve oyalarını pazarın dışında da satabileceğini fark etmesine vesile olmuş. Zamanla çevre oluşturarak oyalarını Gönen dışına da satmaya başlamış. Şu an Ankara ve Eskişehir'de müşterileri var. Sipariş verdiklerinde yaptığı oyaları onlara gönderiyor. Ayda 300-350 milyon arası para kazanıyor.

Fakat herkes Hüsniye Doğan kadar şanslı değil. Gönen'de oya yapan kadınlar ayda yaklaşık 150 milyon lira ancak kazanabiliyor. Pazarın dışında kendilerine alternatif satış yöntemleri arayanlardan bazıları, oyalarını göndermek yerine kendileri satış yapmak için farklı şehirlere gidiyor. Semanur Subaşıoğlu, her sene Ramazan ayında İstanbul'a giderek yaptığı oyaları satmaya çalışıyor. 56 yaşında olan Subaşıoğlu, oya yapmayı annesinden öğrenmiş. "Gönen'de o zamanlar iğne oyası pazarı yoktu. Annem bana iğne oyasını öğretmek için ellerime iğneler batırırdı" diyerek geçmişi hatırlıyor. Aklının ermesinden bu yana oya yapan Subaşıoğlu'nun, 76 yaşındaki annesi de hâlâ aynı işle meşgul. Hatta yaptıklarını her akşam gelinleriyle karşılaştırıp, "Siz bu kadar yaptınız mı?" diye takılıyor.

Sultan Subaşıoğlu ise Semanur Teyze'nin torunu. O da ninesi ile beraber iğne ile ipliği buluşturarak para kazanmaya çalışıyor. Kazandıkları ile okul harçlığını çıkarıyor. İğne oyası, Gönen'de farklı kuşakların aynı düzlemde buluşmasının da bir vesilesi aslında. Semanur Teyzenin ailesi, bunun bir göstergesi. Subaşıoğlu ailesinde Semanur Teyze, annesi, kızı ve torunu, dört kuşak iğne oyası yaparak ortak bir zeminde buluşuyor.

Oyaların desenlerini bizler üretiyoruz

İğne oyalarının çoğu yapılmadan önce zihinlerde kurgulanıyor. Kimi zaman bir halı ya da tüldeki desen, ilham kaynağı oluyor. Nitekim, bunun için özel bir zaman ayırıp kafa yoruyorlar. Oya piyasada ilgi görürse aynı desen yapılmaya devam ediliyor ve pazarda örnekleri çoğalıyor. Gönenli kadınların iğne oyasından para kazanmalarının bir diğer yöntemi ise Belediye'nin düzenlelediği "En güzel iğne oyası yarışması". Her sene festival kapsamında düzenlenen yarışma sonunda, kazananlara verilen ödüllerin yanı sıra yarışmayı kazanarak sergilenen ürün de normalden daha yüksek fiyata satılma imkanı buluyor. Yarışma öncesi tatlı bir rekabet ortamı doğuyor, katılımcılar kendi ürettikleri desenleri, oyaları teslim ettikleri tarihe kadar gizliyorlar.

Belediye Başkanı Hüseyin Yakar, Gönen'in kaplıca ve diğer zenginlikleri gibi iğne oyasının da kültürel bir zenginlik olduğunu ve bunu bütün dünyaya tanıtmak amacıyla çalıştıklarını söylüyor. İğne oyasının tanıtılması için 8 senedir Gönen'de iğne oyası festivali düzenleniyor. Başkan Yakar, bu yıl yapılan festivalleri bir adım daha ileri götürerek fuar organizasyonu ile birleştirmiş. "I. Ulusal Oya ve Çeyiz Fuarı" adı altında 4-8 Eylül tarihleri arasında yapılan fuar, çeşitli etkinliklerle hem halkın hem de dışarıdan katılan insanların dikkatlerini daha çok çekmeye yönelik.

Bu yıl Yıldız Tilbe, Murat Kekilli gibi ünlü isimlerin konser verdiği programda sempozyumlar, yarışmalar, tiyatrolar, halk oyunları gibi çeşitli etkinlikler düzenlendi. Ayrıca, kurulan standlarda da çeşitli iğne oyalarını görmek ve satın almak mümkündü. Bir ilçe ölçeğinde ilk defa fuar kurulduğunu söyleyen Yakar, organizasyon kapsamında her köyün yaptığı oyaları sergilemesi ve satması için bir stand ayarlandığını dile getirdi. Standlarda, bir sanat eseri kıymetindeki iğne oyaları köylerden gelen sanatçılar tarafından satışa sunuldu. 

Hüseyin Yakar, iğne oyasının ilçe ekonomisinde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, "Bu oyalar bir sektör haline geldi. İlçe ekonomisine yaklaşık yüzde 15-20 dolaylarında katkısı var. Biz de buradaki insanların ellerindeki ürünleri daha rahat pazarlamaları için yardımcı oluyoruz" diyor. İğne oyasıyla meşgul olan halkın sıkıntılarını tespit edebilmek için anketler düzenleyen Yakar, Gönen'i iğne oyasından yola çıkarak el sanatları merkezi haline getirmeyi hedefliyor.

80 yaşında sedirde oya

Fuarda her çeşit iğne oyası görmek mümkün. Fakat eserlerin bugüne taşıyıcıları 70-80 yaşlarındaki teyzelerin oyaları fuarda bulunsa da kendileri köylerinden gelecek dermanı dizlerinde bulamamış. İğne oyasının yapıldığı köylerden biri olan Hasanbey’e gidince bütün gayretleriyle oya yapan teyzeleri görmek mümkün.

72 yaşındaki Zarife Aşık, mimarinin zevksizliğinin henüz uğramadığı köy evinde, camından sızan loş ışığın altında, sedirinde oturarak 20 yaşından bu yana iğne oyası yapıyor. Öğrendiği dönemlerde mısır püsküllerinden oya yapan Aşık, ilk oyasını satıp para kazandıktan sonra bu çok hoşuna gitmiş ve o günden beri parmaklarını bu uğurda kullanıyor. "Pazar olmadan önce oyaları kendimize yapıyorduk, şimdi kızımla beraber yapıp pazarda satıyoruz" diyor.

Yalnızlığa çareyi oya işlemekte bulmuş 

Fatma Çavdar ise evinde yaptığı oyalarla ilaç paralarını karşılamaya çalışıyor. 80 yaşındaki Fatma Teyze oya yapmaya akranlarına nazaran daha geç başlamış. 15 sene önce iğne oyası yapmayı kaynanasından öğrenmiş: "Kızım öldükten sonra çok sıkıntılı günler geçirdim, kaynanam öyle ağlamakla olmaz dedi ve bana yapmam için iğne oyasını verdi." Sıkıntılarını oyaların arasına serpiştiren Fatma Teyzenin yaptığı oyalar yalnızlığına da zamanla çare olmuş.

Köyün en yeteneklisi ise 71 yaşındaki Binnaz Yapıcı. 17 sene hasta kocasına yaptığı oyalarla bakan Binnaz Yapıcı, altı yaşından bu yana iğne oyası ile meşgul. Binnaz Teyzenin yaptığı oyalar o kadar muntazam ki, yaptıklarını görenler el ürünü olduğuna başlangıçta inanamıyor ve fabrika ürünü zannediyor. Pazarlarda ise Binnaz teyzenin oyalar çoğu zaman satıcılar tarafından müşteri çekmek için tercih ediliyor. İlgi o kadar yoğun ki zaman zaman pazarda görüp merak edenler onu eve görmeye dahi gelmiş. Halıdan, kilimden, görüp de etkilendiği her şeyden desenler çıkarabilen Binnaz Teyze, örtü, elbise gibi her şeye iğne oyası yapabiliyor. Yarışmalara ne zaman katılsa birinci olmuş. Oyaların hepsini sattığı için evinde hiç iğne oyası kalmadığını ve sadece bir tane sehpa örtüsü olduğunu söylüyor.

Zahmetli bir uğraş olan iğne oyası, çoğu zaman zihinlerin yorulması hatta gözlerin bozulmasıyla sonuçlanabiliyor. Fakat sonuçta ortaya bir eşinin tam olarak çıkması mümkün olmayan el emeği eserler çıkıyor. Her ne kadar Gönen'in bayanları sattıkları iğne oyalarından hak ettikleri parayı kazanamadıkları için şikayetçi olsalar da oyadan vazgeçemiyorlar. "Yaptığımız iğne ile kuyu kazmak" diyerek uğaşlarının zorluğunu en iyi yine onlar ifade ediyor.
TUMGAZETELER.COM
`El emeği`yle gelen zafer

Gönen`deki pazara turlar bile düzenleniyor. Çevre illerden gelen kadınların kimisi, kızına çeyizlik, kimisi de hediyelik alıyor. Toptan alıp, memleketinde satanlar bile var. FOTOĞRAF: TİMUR SOYKAN 
Gönen`de, her salı kurulan Oya Pazarı`nın ünü, ülke dışına kadar taştı. Köylü kızlarla kadınlar, yaptıkları iğne oyası ve rengarenk işledikleri yemenileri Almanya ve Japonya`ya bile satıyorlar
TİMUR SOYKAN (Arşivi)BALIKESİR - Balıkesir`in kaplıcaları ve yeşiliyle ünlü ilçesi Gönen`de, her salı köylü kadınlar, `el emeği göz nuru`, ünü Türkiye sınırlarını aşan bir pazar oluşturuyor. Gece-gündüz çalışarak yaptıkları geleneksel iğne oyası ve işledikleri rengarenk yemenileri sergiliyorlar. Türkiye`nin dört bir yanından ve Almanya, Japonya gibi ülkelerden toptancılar, küçücük iğnelerle incecik iplerden yaratılan desenleri satın almaya geliyor. Çeyiz hazırlayan genç kızlar için başka illerden Oya Pazarı`na turlar düzenleniyor. Kadınlar, ürettiğinde her şey değişiyor. Eskiden sadece çeyizleri için yaptıkları işlemeleri, bugün ilçenin ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Hayatları değişti Kadınlar, kazançlarıyla ekonomik özgürlüklerinin keyfini sürüyor. Artık, erkeklerle daha eşitler. Altın günleri düzenleyip eğleniyor, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Ama en çok, el işlerinin Türkiye ve dünyanını dört bir yanına ulaşmasından gurur duyuyorlar. Gönen ve köylerinde, kadınların büyük çoğunluğu sürekli aynı uğraş içinde. Henüz okul çağına gelmemiş kız çocuklarından yaşlı ninelere kadar hepsi, sanki aynı anda takılıp kalmış. Kimi eski köy evinin penceresinde, kimi bahçesindeki sandalyede, kimileri uzun bir sedire dizilmiş. Hepsi oya işliyor. İğneler, göz alan bir hızla, uyum içinde kıvrılarak desenler yaratıyor. Yorgun gözlerini el işlerinden kaldırmadan süren sohbetlerinde konu, genellikle gelen siparişlerin yetişip yetişmeyeceği, yeni desen denemelerinin güzel olup olmadığı. `Anne, Akio arıyor` Bu köylerden biri Kazakçı Köyü. Kadınlar bir evde toplanmış, hızla, salı günkü pazara ürünlerini yetiştirmeye çalışıyor. Kimi iğne oya yapıyor, kimi yemeni kenarı işliyor. Hepsi, okuma-yazmadan önce, iğne ile ipliğin dans etmesini öğrenmiş. Bir kız çocuğu bağırıyor: `Anne, Akio arıyor.` Fatma Dündar, telefona koşuyor. Malum müşterisi Japonya`dan arıyor, `Çok yazmasın`. Akio siparişlerini soruyor. Dündar, annesinden henüz 7 yaşındayken öğrendiği iğne oyacılığının Japonya`ya kadar ulaşmasının gururuyla anlatıyor: `Ben, hem ilkokula gidiyordum, hem de haftada bir takım oya bitiriyordum. Akio, 12 yıl önce geldi. Pazarda, benim oyaları beğendi. Türkçe biliyor. Sipariş verdi. O gün, bugün çalışıyoruz. Tokyo`daki takı tezgahında benim oyaları satıyor. Ayrıca oranın meşhur ipek kumaşlarından gönderiyor, kenarlarına işlemeler yapıyorum.` Köydeki herkes Japon kadını tanıyor. Çünkü yılda iki kez gelip, arkadaşı Dündar`ın evinde kalıyor. Kalfa Köyü`nde de herkes çok meşgul. Altı yaşındaki çocuklar bile oya yapıyor. Bu köyün kadınları da Ankara, İzmir ve İstanbul`a siparişlerini ve pazara mallarını yetiştirme telaşında. Kocaları genellikle çeltik tarlalarında çalışıyor. Eski bir evin bahçesinde yaşlı bir kadın, kırışıklarla dolu elleriyle narin oyayı bitirmek üzere. 75 yaşındaki Ayşe Şen, iğne oya yapmayı annesinden öğrenmiş: `Bu çok eski bir gelenek, ne zaman başladığını kimse bilmez. Benim ninem de yapardı. Ben de yedi yaşındayken oya işlemeye başladım, kızlarıma öğrettim. Eskiden herkes, çeyizi için yapardı. Oyadan para kazanacağım aklıma hiç gelmezdi. Sonraları köylere bohçacılar gelmeye başladı. Evlerden toplar, satarlardı. Allah razı olsun, onlardan çok para kazandık`. Bohçacılardan sonra neler olduğunu tam olarak bilmiyor. Çünkü kocası öldü, çocukları evlenip gitti. O yalnız kaldı. Artık yorgun gözleri ve elleriyle çok daha yavaş. Ayda bir oya bitiriyor. Atalarından kalan gelenek sayesinde eline az da olsa para geçiyor. Salı günü, her zaman olduğu gibi gün aydınlanırken uyanıyor. Köydeki neredeyse bütün kadınlarla birlikte minibüse binip, pazarın kurulacağı Gönen`e gidiyor. Renk cümbüşü bir pazar Kadınlar, erken saatlerde Gönen Meydanı`nda tezgahlarını kuruyor. Eserlerini tezgahlara diziyor, gerdikleri iplere asıyorlar. Onlar işlerini tamamladıkça rengarenk, incelikle işlenmiş bir tablo tamamlanıyor. Tezgahı olmayanlar kollarına astıkları, başlarına taktıkları oyalar, rengarenk yemeniler ve boncuklarıyla pazarda geziyor. Hepsi en beğendiklerini, en öne koyuyor. Farklı köylerden kadınlar, göz ucuyla birbirlerinin eserlerini süzüyor. Hasanbey Köyü kadınları, yeni bir desen bulmuş. Üstelik her yıl 6 Eylül`de yapılan Gönen iğne oya ve Çeyiz Festivali`nde en iyi oya yarışmasını hep Hasanbeyliler kazanıyor. `Fiskos` denilen büyük oya örtülerini, ellerinde açarak pazarın ortasında gururla geziyorlar. Hasanbeyli`den Hüsniye Doğan, `Biz en iyiyiz. Yarışmayı hep biz kazanıyoruz` diye coşkuyla konuşuyor. Doğan, büyük bir oya örtüsünü açarak, anlatıyor: `Biz en büyüklerini yapıyoruz. Elimdekini altı ayda yaptım. 300 milyona satıyorum. Bizim köyün çok müşterisi var. Çünkü, ünlüyüz. Almanya`dan, Diyarbakır`dan, Ankara`dan. Her yerden sipariş alıyoruz. Yetiştirmek için sabahlara kadar bir evde toplanıp bütün köyün kadınları çalışıyoruz. Desenleri kendimiz buluyoruz. Genç kızlarımız, kağıt kalemle deftere yeni desenler çizmeye çalışıyor. Ayrıca halılardan, perdelerden beğendiğimiz desenleri yapıyoruz.` Kısa sürede Türkiye`nin dört bir yanından müşteriler, pazarı dolduruyor. Pazarın geçmişi onlarca yıl öncesine dayanıyor. Özellikle kaplıca turizminin geliştiği 1970`lerin başında pazar büyümüş. Köylerde ürünlerini bohçacılara verenler, turistlerin sayısı artınca tezgah açmış. `Anılarını işliyorlar` Oyacılık, getirdiği kazançla birlikte bütün ilçenin kadınları arasında yayılmış. Bugün pazardaki müşterilerin bazıları çeyiz yapan genç kızlar ve anneleri, kimileri ise toptancı. Hatta çeşitli illerden oya pazarına turlar bile düzenleniyor. Bergama`dan bir turla 20 kişi geldiklerini anlatan Hatice Danıman, `Buradaki gibi oyalar hiçbir yerde yok. Üç yıldır geliyorum. Buradan aldıklarımı İzmir`de, Bergama`da satıyorum. Otobüste kızına çeyiz yapmak için gelenler de var` diyor. Almanya ve Japonya`ya kadar giden işlemelerde, kadınların acıları ve sevinçleri var. Gülnaz Tombak, oyanın mucizesini şöyle anlatıyor: `Eşim memurdu. Ben bu işi yapmasam bir çocuğumuzu okutamaz, engelli oğluma da iyi bakamazdık.` Kalfa Köyü`nden Emine Demir, eşinin ve kendisinin ilaçları için para kazanıyor. Şükran Gümüştekin okuyan çocuğuna kazandığı parayı harçlık olarak gönderiyor. `Bir emekli maaşıyla onu okutmamız mümkün olmazdı` diyor. Hepsinin kazandığı para siparişe göre değişiyor. Küçük sehpa oyaları 25 YTL`ye, orta boylar 40 YTL`ye satılıyor. Kocaya para yok Öğleden sonra müşterilerin sayısı azalıyor. Kadınlar, tezgahlarını topluyor. `Kocanıza para veriyor musunuz?` sorusuna keyif kahkahaları atarak, hep birden `Hayır` yanıtını veriyorlar. Kazakçı Köyü` nden Sevim Pınar, kolundaki bilezikleri gösterip, `Bunları oya işleyerek yaptım. Bizim köyde hiçbir kadın kocasına para vermez. Onlar tarladan kazanır, biz sanatımızla kazanırız. Hep biriktiririz. Evlerimizde bulaşık makinesi bile var. Hep oya parasıyla aldık. Çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılarız. Eğleniriz de düğünlere gideriz. Altın günleri düzenliyoruz. Bizim adamların ruhu bile duymuyor` diyor. `Adamlar çok değişti, çok` Pek çoğunun parası olmasına karşın ilçede sinemaya gitmemiş, bir çay bahçesinde oturmamışlar. Genellikle köyden çıkmadıklarını anlatıyorlar. Hasanbeyli Köyü`nden Meral Haktanır, durumundan çok memnun: `Biz para kazanmaya başladıktan sonra, bizim adamlar da değişti. Artık biz daha eşitiz. Daha özgürüz. Kendimize, hatta çocuklarımıza yetebileceğimizi biliyoruz.` 
HABER LİNKİ
http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=745244
ZAMAN GAZETESİ
Davut Çakar / Gönen 

11.08.2002 

İğne oyası bir ilçenin en önemli gelir kaynağı 

Balıkesir Gönen, Türkiye’nin el işiyle geçimini sağlayan tek ilçesi olma özelliğini koruyor. İlçenin 90 köyünde yapılan iğne oyaları, ilçe merkezinde salı günleri kurulan pazarda satılıyor. 

Gönen ve köylerindeki genç kızlar 7 yaşlarında iğne oyası işlemeye başlarken Elif Çoban gibi 70’lik ihtiyarlar da yıllardan beri alışageldikleri iğne oyasını işlemeye devam ediyor. 

Gönen, halkının el sanatları ve özellikle iğne oyasıyla iç içe yaşadığı bir yer. İlçe Türkiye’de iğne oyaları, 1953’teki büyük deprem ve dünyaca ünlü kaplıcalarıyla tanınıyor. İlçeye bağlı 90 köyde yapılan iğne oyası, 50 yıldan beri halkın geçim kaynağı olmuş. Oyaların sanat eserlerine dönüştüğü şekilleri başörtüsü, yazma kenarları, oda takımları ve masa örtüleri gibi eşyalarda görülüyor. Bir zamanların paradan daha değerli para keselerinde ise bir başka güzellik kazanıyor iğne oyaları. Gönen’de iğne oyaları bunlardan başka para, saat, tütün ve mühür keselerine işlenerek, tam bir renk cümbüşü ortaya çıkarıyor. Önceleri naylon ve ipek ipliklerle işlenen oyalar, şimdi daha alımlı gösteren floş ipliklerle işleniyor. 

İğne oyasıyla geçimlerini sağlayan Gönenliler, adeta iğneyle kuyu kazıyor. Binlerce düğüm atarak 6 ayda bitirilen masa örtüleri bile var. Göz nuru ve alın terinin ortaya koyduğu bu nakışlar, 150 milyon liraya kadar varan fiyatlarla satılıyor. İğne oyasında kumaş önemli değil. Önemli olan sabırla beklemek ve oyanın işçiliği. Gönen’e gelen turistler ve toptancılar, oyanın işlendiği kumaşa değil, işçiliğe para veriyor. Gönen’de iğne oyasının yaşamın bir parçası haline geldiğini, salı günleri kurulan iğne oyası pazarında ve Gönen Parkı’nda 70 yaşındaki Elif ninenin elinde iğnesiyle oya yapmasıyla görüyoruz. 1994’ten bu yana iğne oyası yarışması yapılan ilçenin parkında, elinde iğne ipliğiyle yol kenarına oturmuş Elif nine, gözleri bozulmadan 50 yıldır iğne oyası yaptığını söylüyor. İğne oyası işlemeye gençliğinde başlayan Elif nine, 50 yıldır yaptığı iğne oyalarını parkta satarak geçimini sağlıyor. İğne oyasının çok dikkat isteyen bir iş olduğunu söyleyen Elif nine, son zamanlarda makinelerle işlenen oyaların iğne oyasının sanat değerini düşürdüğünden şikayet ediyor. Eskiden sadece iğneyle yapılan oyanın sonraları makinelerde işlendiğini söyleyen Elif nine, iğne oyasının en makbul olanının elde işlenen olduğunu söylüyor. Önceleri iğne oyasının sadece bohçalar, masa örtüsü, başörtüsü ve seccadelere işlendiğini ifade eden Elif nine, şimdi çeşitlerinin arttığını belirtiyor. Gönen’de iğne oyası satan yaklaşık 30 işyeri olduğunu belirten 20 yıllık iğne oyası satıcısı Ahmet Gençler, bir türlü dernek kuramamalarından şikayet ediyor. Gönen Belediye Başkanı Hayati Köse, iğne oyasının Gönen'in simgesi olduğunu söyledi. Gönen’de 50 çeşit iğne oyası yapılırken en çok tercih edilenler şöyle: Dikkaranfil, Gelintacı, Tatlıkiraz, Portakaloya, Zulumkâde, Kabakçiçeği, Delikiraz ve Dutoya. Normal şartlarda 10–15 gün içinde yapılan iğne oyalarının fiyatları 2,5 ile 50 milyon lira arasında değişiyor. TUMGAZETELER.COM
MUSTAFA ÜNAL 

--------------------------------------------------------------------------------

Gönen`de hayat, bir damla göz nuru


Geometrinin her şekline rastlamak mümkün, gül gibi, papatya gibi yapraklı çiçekleri andıran çeşitlere de... Desen desen, biçim biçim oyalara da. Her birinin ayrı anlamı var, özlem, hasret, vuslat, sevgi, acı, hüzün... Hayat iğnenin ucunda işleniyor, insanın en saf duyguları düğümle örülüyor. Peş peşe atılan düğümler kördüğüme değil sanat eserine dönüşüyor. Malzemesi; iğne ve iplik. Gerisi ince işçilik. Bıkmadan, usanmadan saatlerce uğraşmak; tam da `el emeği göz nuru`. Sanki şiir yazar gibi ince ruhlu titiz kızlar, iğneyi biteviye bir o yana bir bu yana döndürüyor, sanırsınız ki iğneye yön veren hareketler gelişigüzel, sıradan; ama öyle değil, ortaya olağanüstü eser çıkınca anlıyorsunuz. İğne oyasının 50 çeşidinden söz ediliyor. İsimlerine bakar mısınız; dikkaranfil, gelintacı, tatlıkiraz, portakaloya, zulumkade, kabakçiçeği, delikiraz ve dutoya. Gönen`e yolum düştüğünde önündeki mini tezgahında sabırla kendi ürettiği oyaları satan kadınları hep hayranlıkla izlerim. Burada oyanın pazarı kuruluyor. İğne oyasıyla bu kadar özdeşleşen başka bir belde olmasa gerek, ben duymadım. Piyasa ilçenin dört bir yanından; mutena bir mahallesinde oturandan en ücra dağ köyüne kadar elinde gözü gibi sakındığı eseriyle pazara akın eden yedisinden yetmişine kadınla dolu. Müşteriler daha çok büyük şehirlerden... Şimdi sırada oyanın fuarı var. Fuar projesi, çiçeği burnunda belediye başkanının ilk icraatlarından. Hüseyin Yakar, `İğne oyası, Gönen`in göz nuru, bunu tüm Türkiye`ye tanıtmayı amaçlıyoruz.` diyor. Oya ve çeyiz fuarının ilki bu yıl; 4-8 Eylül tarihleri arasında. Arkası gelecek, önce ulusal sonra uluslararası... Başkan Yakar kararlı; `Gönen`in iğne oyasını dünyaya açacağız. İlerleyen yıllarda, belki önümüzdeki sene fuarı uluslararası düzeye çıkaracağız. Eğer oyayı dünya piyasasına sunabilirsek Gönen ihya olur, herkes kazanır.` diyor. Hedefleri belirlemeden önce Gönen Belediyesi oya üzerine geniş bir araştırma yapmış, profesyonel anket gibi bine yakın kadına sorular yöneltilmiş ve ortaya ilginç sonuçlar çıkmış. Amaç iğne oyacılığının profil ve sorunlarını tespit ederek ileriye yönelik bilinçli ve daha sağlam adımlar atmak. Oya yapan kadınların tahsil düzeyi düşük, yüzde 69`u ilkokul, yüzde 14`ü ortaokul mezunu. Yüzde 60`a yakını orta yaş grubundan. Genç kuşakların ilgisinde önemli çapta azalma tespit edilmiş. İnsana şaşırtıcı geliyor; 46-55 yaş grubu 18-25`e oranla daha yüksek. Oyanın yüzde 82`si evli kadınlar tarafından işleniyor. Araştırmada, pazara ilişkin de neticeler var. Yüzde 63`ü doğrudan pazardan müşteriye, yüzde 14`ü evden müşteriye... Bu oran pazarın önemini ortaya koyuyor. Oya Gönen ve çevresi için önemli gelir kaynağı, işin maddi boyutu var. Evin bütçesine katkısı olduğu gibi sadece oyanın getirisiyle dönen mutfaklardan söz ediliyor. Bir kadın normal çalışmasıyla ayda `asgari ücret` kadar para kazanabiliyor. Belediye Başkanı Yakar, bu sonuçları görünce ilçenin merkezinde çağdaş ölçülerde üretici ile tüketiciyi, toptancı ile perakendeciyi buluşturacak modern tesis için kolları sıvamış. Ahşaptan yapılan zarif mekanlar bitti bitecek... Belediye ayrıca oya işçiliğini belli standartlara kavuşturmak ve kadınları bilinçlendirmek için özel kurslar açmanın hazırlığı içinde. Hem işçiliği hem de eseri bana müthiş heyecan verdiği için pazardan fuara doğru uzanan iğne oyası hakkındaki gözlemlerimi pazar yazısı olarak aktarmayı yararlı gördüm, yadırgamayacağınızı umarım. Yolunuz Gönen`e çıkarsa sakın ola ki iğne oyasının her çeşidinin sergilendiği pazarı gezmeyi ihmal etmeyin... NOT: Bir önceki yazıda MHP`nin mektubundan söz ederken dalgınlıkla 313 muvazzaf generalden söz etmiştim, Mustafa Çalık aradı, ince espriyle `Bizim orduyu Osmanlı ordusu yapmışsın...` diye uyardı. Doğrusu muvazzaf ve emekli olacak; düzeltir, özür dilerim. 
HABER LİNKİ
http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=639464TUMGAZETELER.COM
MUSTAFA ÜNAL 

--------------------------------------------------------------------------------

Gönen`de hayat, bir damla göz nuru


Geometrinin her şekline rastlamak mümkün, gül gibi, papatya gibi yapraklı çiçekleri andıran çeşitlere de... Desen desen, biçim biçim oyalara da. Her birinin ayrı anlamı var, özlem, hasret, vuslat, sevgi, acı, hüzün... Hayat iğnenin ucunda işleniyor, insanın en saf duyguları düğümle örülüyor. Peş peşe atılan düğümler kördüğüme değil sanat eserine dönüşüyor. Malzemesi; iğne ve iplik. Gerisi ince işçilik. Bıkmadan, usanmadan saatlerce uğraşmak; tam da `el emeği göz nuru`. Sanki şiir yazar gibi ince ruhlu titiz kızlar, iğneyi biteviye bir o yana bir bu yana döndürüyor, sanırsınız ki iğneye yön veren hareketler gelişigüzel, sıradan; ama öyle değil, ortaya olağanüstü eser çıkınca anlıyorsunuz. İğne oyasının 50 çeşidinden söz ediliyor. İsimlerine bakar mısınız; dikkaranfil, gelintacı, tatlıkiraz, portakaloya, zulumkade, kabakçiçeği, delikiraz ve dutoya. Gönen`e yolum düştüğünde önündeki mini tezgahında sabırla kendi ürettiği oyaları satan kadınları hep hayranlıkla izlerim. Burada oyanın pazarı kuruluyor. İğne oyasıyla bu kadar özdeşleşen başka bir belde olmasa gerek, ben duymadım. Piyasa ilçenin dört bir yanından; mutena bir mahallesinde oturandan en ücra dağ köyüne kadar elinde gözü gibi sakındığı eseriyle pazara akın eden yedisinden yetmişine kadınla dolu. Müşteriler daha çok büyük şehirlerden... Şimdi sırada oyanın fuarı var. Fuar projesi, çiçeği burnunda belediye başkanının ilk icraatlarından. Hüseyin Yakar, `İğne oyası, Gönen`in göz nuru, bunu tüm Türkiye`ye tanıtmayı amaçlıyoruz.` diyor. Oya ve çeyiz fuarının ilki bu yıl; 4-8 Eylül tarihleri arasında. Arkası gelecek, önce ulusal sonra uluslararası... Başkan Yakar kararlı; `Gönen`in iğne oyasını dünyaya açacağız. İlerleyen yıllarda, belki önümüzdeki sene fuarı uluslararası düzeye çıkaracağız. Eğer oyayı dünya piyasasına sunabilirsek Gönen ihya olur, herkes kazanır.` diyor. Hedefleri belirlemeden önce Gönen Belediyesi oya üzerine geniş bir araştırma yapmış, profesyonel anket gibi bine yakın kadına sorular yöneltilmiş ve ortaya ilginç sonuçlar çıkmış. Amaç iğne oyacılığının profil ve sorunlarını tespit ederek ileriye yönelik bilinçli ve daha sağlam adımlar atmak. Oya yapan kadınların tahsil düzeyi düşük, yüzde 69`u ilkokul, yüzde 14`ü ortaokul mezunu. Yüzde 60`a yakını orta yaş grubundan. Genç kuşakların ilgisinde önemli çapta azalma tespit edilmiş. İnsana şaşırtıcı geliyor; 46-55 yaş grubu 18-25`e oranla daha yüksek. Oyanın yüzde 82`si evli kadınlar tarafından işleniyor. Araştırmada, pazara ilişkin de neticeler var. Yüzde 63`ü doğrudan pazardan müşteriye, yüzde 14`ü evden müşteriye... Bu oran pazarın önemini ortaya koyuyor. Oya Gönen ve çevresi için önemli gelir kaynağı, işin maddi boyutu var. Evin bütçesine katkısı olduğu gibi sadece oyanın getirisiyle dönen mutfaklardan söz ediliyor. Bir kadın normal çalışmasıyla ayda `asgari ücret` kadar para kazanabiliyor. Belediye Başkanı Yakar, bu sonuçları görünce ilçenin merkezinde çağdaş ölçülerde üretici ile tüketiciyi, toptancı ile perakendeciyi buluşturacak modern tesis için kolları sıvamış. Ahşaptan yapılan zarif mekanlar bitti bitecek... Belediye ayrıca oya işçiliğini belli standartlara kavuşturmak ve kadınları bilinçlendirmek için özel kurslar açmanın hazırlığı içinde. Hem işçiliği hem de eseri bana müthiş heyecan verdiği için pazardan fuara doğru uzanan iğne oyası hakkındaki gözlemlerimi pazar yazısı olarak aktarmayı yararlı gördüm, yadırgamayacağınızı umarım. Yolunuz Gönen`e çıkarsa sakın ola ki iğne oyasının her çeşidinin sergilendiği pazarı gezmeyi ihmal etmeyin... NOT: Bir önceki yazıda MHP`nin mektubundan söz ederken dalgınlıkla 313 muvazzaf generalden söz etmiştim, Mustafa Çalık aradı, ince espriyle `Bizim orduyu Osmanlı ordusu yapmışsın...` diye uyardı. Doğrusu muvazzaf ve emekli olacak; düzeltir, özür dilerim. 
HABER LİNKİ
http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=639464
TUMGAZETELER.COM
MUSTAFA ÜNAL 

--------------------------------------------------------------------------------

Gönen`de hayat, bir damla göz nuru


Geometrinin her şekline rastlamak mümkün, gül gibi, papatya gibi yapraklı çiçekleri andıran çeşitlere de... Desen desen, biçim biçim oyalara da. Her birinin ayrı anlamı var, özlem, hasret, vuslat, sevgi, acı, hüzün... Hayat iğnenin ucunda işleniyor, insanın en saf duyguları düğümle örülüyor. Peş peşe atılan düğümler kördüğüme değil sanat eserine dönüşüyor. Malzemesi; iğne ve iplik. Gerisi ince işçilik. Bıkmadan, usanmadan saatlerce uğraşmak; tam da `el emeği göz nuru`. Sanki şiir yazar gibi ince ruhlu titiz kızlar, iğneyi biteviye bir o yana bir bu yana döndürüyor, sanırsınız ki iğneye yön veren hareketler gelişigüzel, sıradan; ama öyle değil, ortaya olağanüstü eser çıkınca anlıyorsunuz. İğne oyasının 50 çeşidinden söz ediliyor. İsimlerine bakar mısınız; dikkaranfil, gelintacı, tatlıkiraz, portakaloya, zulumkade, kabakçiçeği, delikiraz ve dutoya. Gönen`e yolum düştüğünde önündeki mini tezgahında sabırla kendi ürettiği oyaları satan kadınları hep hayranlıkla izlerim. Burada oyanın pazarı kuruluyor. İğne oyasıyla bu kadar özdeşleşen başka bir belde olmasa gerek, ben duymadım. Piyasa ilçenin dört bir yanından; mutena bir mahallesinde oturandan en ücra dağ köyüne kadar elinde gözü gibi sakındığı eseriyle pazara akın eden yedisinden yetmişine kadınla dolu. Müşteriler daha çok büyük şehirlerden... Şimdi sırada oyanın fuarı var. Fuar projesi, çiçeği burnunda belediye başkanının ilk icraatlarından. Hüseyin Yakar, `İğne oyası, Gönen`in göz nuru, bunu tüm Türkiye`ye tanıtmayı amaçlıyoruz.` diyor. Oya ve çeyiz fuarının ilki bu yıl; 4-8 Eylül tarihleri arasında. Arkası gelecek, önce ulusal sonra uluslararası... Başkan Yakar kararlı; `Gönen`in iğne oyasını dünyaya açacağız. İlerleyen yıllarda, belki önümüzdeki sene fuarı uluslararası düzeye çıkaracağız. Eğer oyayı dünya piyasasına sunabilirsek Gönen ihya olur, herkes kazanır.` diyor. Hedefleri belirlemeden önce Gönen Belediyesi oya üzerine geniş bir araştırma yapmış, profesyonel anket gibi bine yakın kadına sorular yöneltilmiş ve ortaya ilginç sonuçlar çıkmış. Amaç iğne oyacılığının profil ve sorunlarını tespit ederek ileriye yönelik bilinçli ve daha sağlam adımlar atmak. Oya yapan kadınların tahsil düzeyi düşük, yüzde 69`u ilkokul, yüzde 14`ü ortaokul mezunu. Yüzde 60`a yakını orta yaş grubundan. Genç kuşakların ilgisinde önemli çapta azalma tespit edilmiş. İnsana şaşırtıcı geliyor; 46-55 yaş grubu 18-25`e oranla daha yüksek. Oyanın yüzde 82`si evli kadınlar tarafından işleniyor. Araştırmada, pazara ilişkin de neticeler var. Yüzde 63`ü doğrudan pazardan müşteriye, yüzde 14`ü evden müşteriye... Bu oran pazarın önemini ortaya koyuyor. Oya Gönen ve çevresi için önemli gelir kaynağı, işin maddi boyutu var. Evin bütçesine katkısı olduğu gibi sadece oyanın getirisiyle dönen mutfaklardan söz ediliyor. Bir kadın normal çalışmasıyla ayda `asgari ücret` kadar para kazanabiliyor. Belediye Başkanı Yakar, bu sonuçları görünce ilçenin merkezinde çağdaş ölçülerde üretici ile tüketiciyi, toptancı ile perakendeciyi buluşturacak modern tesis için kolları sıvamış. Ahşaptan yapılan zarif mekanlar bitti bitecek... Belediye ayrıca oya işçiliğini belli standartlara kavuşturmak ve kadınları bilinçlendirmek için özel kurslar açmanın hazırlığı içinde. Hem işçiliği hem de eseri bana müthiş heyecan verdiği için pazardan fuara doğru uzanan iğne oyası hakkındaki gözlemlerimi pazar yazısı olarak aktarmayı yararlı gördüm, yadırgamayacağınızı umarım. Yolunuz Gönen`e çıkarsa sakın ola ki iğne oyasının her çeşidinin sergilendiği pazarı gezmeyi ihmal etmeyin... NOT: Bir önceki yazıda MHP`nin mektubundan söz ederken dalgınlıkla 313 muvazzaf generalden söz etmiştim, Mustafa Çalık aradı, ince espriyle `Bizim orduyu Osmanlı ordusu yapmışsın...` diye uyardı. Doğrusu muvazzaf ve emekli olacak; düzeltir, özür dilerim. 
HABER LİNKİ
http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=639464